adimage
adimage

Şifa Hikayeleri

YILAN ETİ

Efsanelerde suçluları cezalandırıp, iyileri mükafatlandırarak düzeni sağladığına inanılanyılan; gerçek hayatta zehrinden panzehir elde edilmesi ve etinin bir gıda maddesi, hemde şifâ verici bir gıda maddesi olarak kullanılmasıyla da insanlara fayda sağlar.Yılan etinin faydalarından, Evliya Çelebi ve Şahmerân hikâyesinde de bahsedilir.

şahmeran-sifa
şahmeran-sifa

ŞAHMERAN HİKÂYESİNDE YILAN

Şahmerân hikâyesinde Hekim (veya Peygamber) Danyal’ın oğlu Hasib’i, kendisine ihanet eden arkadaşları bir kuyuya atarak ölüme terk ederler.Bu kuyunun dibine açılan bir dehlizde ise yılanların padişahı olan Şahmerân yaşamaktadır. Şahmerân, 15 yaşında, belinden aşağısı yılan, üstüyse dolunay kadar güzel olan bir genç kızdır.Genç Hasib, Şahmerân’ın özel misafiri olarak burada tam yedi yıl izzet ü ikramla ağırlanır, hoşça vakit geçirir. Yedinci yılın sonunda, annesini hatırlayarak ağlar ve onun yanına dönmek istediğini belirtir.Şahmerân, yeryüzüne çıktığında olup- bitenleri hiç kimseye anlatmaması, kendisini ele vermemesi ve hiç hamamda yıkanmaması şartıyla Hasib’i serbest bırakır.Bu sırada ülkenin hükümdarı hastalanır. İyileşmesi, hekimlere göre ancak Şahmerân’ın etini yemesiyle mümkündür. Şahmerân’la beraber olanların hamamda yıkanırken derisinin karardığı bilindiğinden, herkes zorla hamama götürülüp yıkanır. Sıra Hasib’e gelince, yıkanırken derisinin karardığı görülerek, saraya zorla götürülür.Sarayda Danyal’ın oğlu Hasib, mevki ve ikbal hırsı uğruna Şahmeran’a ihanet etmeye ikna edilir. Şahmeran saraya getirildiğinde, olacakları bildiğini söyleyip, hükümdarın iyileşmesi için kendini feda eder.

Onun etini yiyen hükümdar sağlığına kavuşur. Danyal’ı kızıyla evlendirip, kendisine vezir yapar.Bu efsanede insanoğlunun vefasızlığı işlenirken, yılanın vefakâr olduğunun, bir insanın iyileşmesi uğruna kendini feda etmekten kaçınmadığının ve etinin şifâ verici özellik taşıdığının belirtilmesi ilginçtir.Bu hikâyenin başka varyantlarında ise, hükümdarı iyileştirecek olan şey Şahmeran’ın eti olmayıp, sütü veya sadece onun bildiği otlardan yapılacak ilâçtır. Şahmerân, Danyal’in davetine uyarak saraya gelir, şifâlı otlardan ilaç hazırlar veya sütünü hükümdara vererek onu iyileştirir.Şark-islâm Âleminde Yemlihâ Sultan efsânesi de buna son derece benzeyen motifler taşımaktadır. Binbir gece masallarında (355-372. geceler) anlatılan bu efsânede, Yemlihâ Sultan, “bakire sütü” ile, padişahın cüzzam hastalığını iyileştirdikten sonra, ortadan kaybolur.

EVLİYA ÇELEBİ SEYAHATNAMESİNDE YILAN

Şark-islâm âleminin olduğu kadar, Avrupalıların da, terkibinde yılan eti bulunan “Tiryak”lara nasıl meraklı olduklarını, Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde uzun uzun anlatır:Evliya Çelebi’nin katıldığı askeri seferlerde aldığı yaralar dolayısıyla seksüel impotens şikâyetleri bulunmaktadır. Şikâyetlerini anlattığı Kalavun Bimarhanesi hekimbaşısının zehirli yılan etinden hazırladığı ilâcı içtiği gece, ereksiyon ve ejakülasyon olduğunu şu cümlelerle anlatır:

YILAN ETİNİN FAYDASI

(…) Mekke’den kalkıp, Bedir Huneyn’e geleceğimiz gece Araplarla cenk ettiğimiz yukarıda yazılmıştı. O sıralarda sıkıntıdan vücudumda bir hararet hasıl olmuştu. Bu yılan muzahrefatından iki fincan içtim. Vücudum halis gümüşe döndü. Nice faydalarını gördüm. (…)Bunları anlatmaktan maksadım şudur: Glamoş kalesinde erkekliğim boşanıp, asla erkekliğim kalmamıştı. İhtilâm bile olmazdım. Çok üzüntülü idim.Mısır’a gelip, bu yılan muzahrefatından iki fincan içince, arka arkaya geceleri rahatsız oldum. Erkekliğim tekrar yerine geldi. Sabahleyin Hekimbaşıya anlattım. On vakiyye yılan muzahrefatı, bir hokka zeyt ile karışmış yılan yağı verdi. Beş altı gün bunları kullandım. O kadar tendürüst oldum ki, vücudumun et ve yağı üzerinde fındık kırılırdı. Daha nice faydalarını gördüm.

TİRYÂK -I FARUK MACUNU NETİCESİ

Siniler içine konulan yılan yahnilerini hekimbaşı ve talebeleri, ellerini yıkayıp ellerine alarak, yılanın arkasındaki omurga dedikleri belkemiğinin iki tarafında, kalemtraş sapı kalınlığında ip gibi uzun et parçaları çıkardılar. “Tiryâk-ı Faruk Kursu” dedikleri budur, her yılandan birer miskal kurs çıkar. Bütün pişmiş azası Faruk olmaz.

GÜZEL BİR LÂTİFE

Bu yılan muzahrefatını bazı erkeklikten kalmış kişilere verirler. O adam hatunu ile beş on kere birleşmeğe kanaat etmez. Kadın sabahleyin erken mahkemede dava açar. Kadın “-Ben buna tahammül edemem” der. Kazasker Efendi aralarını bulup, yirmi kereye iki tarafı razı eder.Velhâsıl, bu yılanların sırt etlerini ağaç dibinde ve yine ağaç havaneli ile dövüp, macun haline getirirler. Burada buna YILAN KURSU derler. Bunu Rum’un birkaç kere kaynamış halis balı ile karıştırıp, bütün ilâçlara tartı ile birer miktar koyarlar.Her sene bu üç kazan,Tiryak-ı Faruk pişer. İki kavanoz Saadetlû Padişah’a, bir kavanoz Paşa’ya ve Vezir-i Azam’a, Şeyhü’l İslâm’a, Hekimbaşı’ya, Mısır mollası’na hediye gider.Geride kalanı vakıf olup, tımarhanedeki hastalara, hastalıklarına göre verirler. Her sene bir kere pişermiş. Ama hakir, Mısır’da iken, Hekimbaşı, üstad olmakla üç kere pişirdi.

TUHAFLARIN TUHAFI ACAYİP HİKAYE

Birkaç gün sonra, Rumeli Meydanı’na vardık. Meğer o yılan avcısı, onbir yılanı bir yılan oynatıcıya satmış. Birkaç gün içinde, o da yılanları öyle öğretmiş ki, maymun gibi oynatırlardı.Bu sırada yılanın biri, bir çocuğu ayağından sokar. Orada bulunan Sa’di tarikatı’ndan bir derviş, hemen çocuğun yılan ısırdığı yeri emerek tükürür. Çocuk kurtulur, fakat Sa’di fukarasının tahammülü kalmayıp ” -Ya Hay, ya Kayyum ve selam alâ Nuh fi’l âlemin” diyerek, o çocuğu sokan yılanı yakalayıp ça^ır çatır yer.Yılancı” -Ben bu yılanları on bir kuruşa aldım” diye, feryada başlar. Nihayet Hurda emini yasakçısı gelip, Derviş Paşa’ya götürür. Paşaya durumu anlatırlar. Hoşuna gider. Huzurunda iki yılanı daha yedirir. Dervişe elli altın, yılancıya on altın ve çocuğa da beş altın verir.İlk defa Faruk tiryakını yapan “Venuş ibn Menakyuş”tur.

YILAN KURSUNDAN HASIL OLAN TİRYÂK-I FARUKLAR

Hekimler çeşitli tiryâklar yapmışlardır. En muteberi, “BüyükTiryâk”tır. 176 türlü derde devâdır ve 67 ilâçtan elde edilir.”Faruk Erbaa”, mide ve barsaktaki gazları ve kırk türlü hastalıkları defeder.”Tiryâk-ıTıyn-i Mahtum”, bir insan öldürücü zehir içse, yılan soksa ve tam tenkiye isteyene çok faydalıdır.”Tiryâk-ı Yabis”, bütün haşerat sokmasına faydalıdır.”Tiryâk-ı Abbanuş”, bütün gazlara, yılan ve çıyan sokmasına faydalıdır.”Hürmüz-ü Kebir Tiryâkı”, bütün zehirlere faydalıdır.Emir FalyusTiryâkı”, garip terkibdir. insanı mahbub yapar. Rengini saf yapar. HAKUM HALYUŞ Tİ RYÂKI.Dünyayı buna bedel verseler, bedel olmaz. Buna sahib olan, dünyaya mâlik olmuştur. Her türlü hastalık için yese, şifâ bulur.Evvelâ cüzzama, elâtenlik hastalığına ve bunlar gibi hastalıklara, birer miskal yese, vücudundan ter ile birlikte hastalık çıkıp gider.

Terkibi budur: “Evvelâ yılan kursu, karanfil, çadıç, zencefil, cevzi bevva, kakule, cintiyana mey’i yabis, kasbımürr, asılı kebre, hınna, udülkahir, Bezri kormes, Beyri cezvi, Fülfülü esved, darı fülfül, habbül kar.Bunlardan üçer dirhem, zağferan, nüve ikişer dirhem, kardamana dört dirhem, hepsine yetecek kadar halis bal ile macun yapıp, üç gün bir sırça kap içinde alıkoyup, sonra afyon, laden, zağferan her birinden üçer dirhem vemeylal sailiyye bunları tekrar döğerler. Bir miktar himar mayasından bu döğülmüş eczâya sağlamca halt ederler. Bu kere sırça kap içindeki macuna bunları da katarlar. Yeri gelince birer miskal yerler.Faydası sayılamayacak kadar çoktur. Buna kimse mâlik olamaz*Yılan etinin faydasına inananlardan İdris Şah “Oriental Magic” isimli eserinde şunları belirtir:Hindistan’daki benzerleri gibi, Meksikalı yılana tapanlar da, bu sürüngenin etini pişirip yerlerdi. Her iki ülkede bu ziyâfet, çok hayırlı ve bütün büyülü güçlerin davetli oldukları bir şölen olarak kabul edilmiştir.Zamanımızda ise, yılan eti yemek yaygın bir âdet olmamakla beraber, bilhassa büyük boa ve pitonlar, yaşadıkları bölgelerde yerliler tarafından sevilen bir gıda olarak tüketilmektedir.

Pitonlar Afrika ve Asya’da, boalar ise tropikal Amerika’daki yerlilerin severek yediği gıda maddelerini oluşturmaktadır.Her sene Filipinler’de tutulan binlerce deniz yılanı Japonya’ya sevk edilmekte ve bu ülkede kızartılmış veya tütsülenmiş olarak yenmektedir.Türk ve Fransızlarınki yanında, dünyanın en zengin üç mutfağından biri olan Çin mutfağında, yılan etinin vaz geçilmez bir yeri ve değeri bulunmaktadır.Sadece koyun etinin Türk mutfağını, domuz etinin Fransız mutfağını nasıl zenginleştirdiği düşünülecek olursa, zehirsiz veya zehirli yılan etinin Çin mutfağına yaptığı katkı, kolayca tahmin edilebilir.

Üzerinde durulması gereken bir diğer konu ise, Çin mutfağında zehirli yılan etinin, zehirsiz olanlardan daha değerli tutulduğudur!Çin ve Uzak Doğu’da kesim hayvanı olarak kullanılan piton cinsi büyük yılanlar yetişkin hallerinde yakalanmaları zor olduğundan, daha yavru iken yakalanmakta, büyütülüp semirtildikten sonra kesilmektedir.Tropikal memleketlerde yılanlar, etlerinin kokmaması için, pazarlara canlı olarak getirilmekte, canlı olarak pazarlanmaktadır.

Uzak Doğu memleketlerinde yılan sadece pişmiş olarak değil, çiğ olarak da yenmektedir. Nitekim Gülten Dayıoğlu, bu hususta şunları anlatmaktadır: (Singapur’da) Yılan eti çok tüketiliyor. Yılan satan dükkân sahibi, alıcı isterse, hemen yılanın derisini yüzüyor, eldiven gibi sıyırıp alıyor gövdeden. Alıcı, yılanı orada yemek isterse, sert kokulu, koyu kırmızı bir salçaya batırıp veriyor. Adam, göz açıp kapanıncaya dek, çiğ çiğ gövdeye indiriyor yılanı. Yalana yalana oradan ayrılıyor. Sanki, çeşnili bir sandviçle karın doyurur gibi…

Aşırı tüketime bağlı olarak Güney Çin ve Kuzey Hindistan bölgesinde tigerpiton (Python molurus) a artık çok seyrek rastlanmaktadır, nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıyadır !  Amerika Birleşik Devletleri’nde ise çıngıraklı yılan eti konservesi aşırı talep gördüğünden neslinin tükenmemesi için, çevre koruma derneklerinin baskıları sonucu yakın zamanlarda yasaklanmıştır.Allerjik deri hastalıklarının tedavisinde, yılan etinin faydasına günümüz Anadolusu’nda hâlâ inanılmaktadır. Bunun için yılanın ağulu (zehirli) olduğu söylenen baş ve kuyruk kısımları ayıklandıktan sonra, kalan kısmı pişirilerek yenmektedir.

Selçuklu devrinden kalma tıbbî eserlerde de benzer şekilde cüzzam (lepra)lı hastaların yılan eti yemesi tavsiye edilmektedir. Ortaçağ’da çok değer verilen tiryâk macununda da yine yılan eti bulunmaktadır. Adı geçen bu macunun en değerlisi olan ve Mısır’dan ithal edilen tiryâkın nasıl hazırlandığı,yukarıda Evliya Çelebi’den aktarılmıştı.

Avrupa’da Engerek yılanı, Şeytanın sembolü kabul edilirken, aynı zamanda seksüel iktidarı artırıcı bir tılsım olarak görülmekteydi.Fransa’da engerek yılanları konyak imâlinde afrodizyak olarak (Aqua vipera) kullanılmaktaydı. Günümüzde de bu uygulama geçerliliğini muhafaza etmektedir!

Yani günümüzde bile kaliteli, pahalı fransız konyaklarına afrodizyak amaçla engerek yılanı zehri, belirli bir oranda karıştırılmakta ve bu bilgi gizli tutulmaktadır.Ayrıca Avrupa’da yılanların, çiçek, felç, ateşli hastalıklar, frengi, epilepsi ve daha bir çok hastalığın tedavisinde ilâç ana maddesi olduğuna inanılmaktaydı. Tabiatıyla, bu ilâçlar konunun uzmanlarınca hazırlanırdı. Eczâcı, yılanı daha canlıyken ezer ve parçalardı. Tonik, toz, hap veya losyon imâlinde kullanmak için onu yakarak külünü elde ederdi. Bazı eczacılar da yılanı haşlayarak ilâç yapardı. Bu tür ilâçların en meşhuru, theriacum (tiryâk)tır.Bu mucizevî şifâlı madde, engerek yılanının bağırsakları çıkarıldıktan sonra, buğday unu ile karıştırılıp ezilmesinden elde edilirdi.Bu ilâca ait bilgiler Roma devrine kadar uzanmakta ve 20 yüzyıldır kullanılmaktadır! Tiryak önceleri sadece belirli satıcılardan alınabilirken, 17. yüzyılın ortalarında, satışı ancak lonca üyesi olan eczâcılar tarafından yapılabilmekteydi.Bu ilâç resmîfarmasötik kodekste, 1908 yılına kadar yer almıştır!



Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

It is main inner container footer text